2 Mayıs 2008 Cuma

"Ol"mak mı "öl"mek mi?

Karanlık, ıslak ve sıcak…

Dokuzuncu ay da bitmek üzere. Vakit tamam diyor biri. Hadi…

“Bir oğlun ‘ol’du” diye babama müjdeli haberi vermek isteyen ablam sabırsız. Hadi artık ‘ol’ diyor. Sigara üstüne sigara yakan babam da heyecanlı acaba ‘ol’ du mu diye düşünüyor. Benim rahatım yerinde ama biliyorum ki annemin değil. O da ‘ol’mamı istiyor. Oysa ben burada ‘ol’muş durumdayım varım yani, burada olduğumu herkes biliyor. Ama aralarında ‘ol’mamı istiyorlar.

O uğursuz elin beni başımdan tutup çekmesi ve kıçımı tokatlaması an meselesi artık. Korkuyorum bir bakıma ‘ol’maktan, büyümekten ve sonunda ‘öl’mekten. Kaçış yok ölümden ‘ol’duysan ‘öl’eceksin. ‘Öl’memek için ‘ol’mamak gerekiyor. Gerçi ben istesem bile şu an ölemem. ‘Ol’madım daha çünkü. Böylesi bir duruma “ölü doğdu” denir mi bilmiyorum.

Ölü doğmak. Yani doğmadan önce ölmek. Bu kadar güçlü bir OKSİMORON daha var mıdır acaba? Bu oksimoronun med-cezirinde yani ‘ol’makla ‘öl’mek arasında bir yerdeyim.

Bir seçim şansı verilseydi acaba kaç kişi ‘öl’eceğini bile bile ‘ol’mayı seçerdi? En iyisi hiç ‘ol’mamak, ‘ol’mak olmayınca ölüm de olmuyor ne güzel işte… Anne, Baba duydunuz mu? ben hiçbir zaman ölmeyeceğim; tabii ‘ol’mazsam eğer. ‘Ol’mamı istiyorsunuz oysa yine de öleceğimi bile bile.

“İnsanoğlu en fazla ana rahminde rahat eder” diyordu bir profesör. Evet burada rahatım yerinde. Dokunmasalar bana.

Karanlık, ıslak ve sıcak…